Çetin
Altan vefat etti... Nur içinde yatsın... Kaç tane vardı, kaç tane kaldı O’nun gibi...
Çok sevdiğim , kendisine canı gönülden “Biricik ağabeyim” dediğim bir arkadaşım
O’nunla ilgili attığı tweetlerden birinde “Çetin Altan’ia ilgili yedi şey” başlığı altnda çok kıymetli şeyler paylaşmış...
içlerinden bir tanesi söyle ; “ Yazının vazgeçilmezliğine iman etmişti
kendileri.. Atıp tutan birine “Sen bunu
yazdın mı “diye sorar” Yazmadım” cevabını alınca “ O zaman git yaz da gel “
derdi.. “ Ben de buna - dünden razı olarak- uymaya karar
verdim... Yazmaya, paylaşmaya... Bildiklerimi, bildiğimi sandıklarımı, tecrübelerimi, düşüncelerimi... Bundan dört-beş sene önce de yazıyordum
birşeyler ama o zaman illa birşey anlatma derdine düşmüştüm... 5-6 saat uğraşıyordum
bir sayfa yazı için... Ne derdine kastım o kadar
bilmiyorum... Bir arkadaşım web sitesi için istedi ben de uğraştım...Sonunda bence fena birşey çıkmıyordu ama o kadar kasmadan samimiyeti bir yerlere sıkışmış, ciddi bir yazı oluyordu ortaya çıkan... Yanlış değil tabii ki... Saatlerce emek
vermişim iyi olsun diye ama frekansı farklı, malzemesi
farklı, geldiği yer, farklı gideceği yer de ona göre... Bu sefer daha başka geldiği yer... Özü
samimiyet ve paylaşım... Hiç bir
iddiam olmadan ... Niyet içerden dışarı akışı gerçekleştirmek... Meraklısı olursa da onlarla paylaşmak... Ne
gelir, ne gösterir hesabı kitabı, tasası
,endişesi olmadan.... Özensiz ve saygısızca
değil ama samimi ve rahat ....
Çetin
ağabeyimizin dediği gibi...
Yazalım
da gelelim..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder