29 Ekim 2015 Perşembe

29 Ekim

Genetikden mi, eğitimden mi, aileden mi, bu topraklarda doğup, havasını solumaktan mı , nereden bilmiyorum ama kalben en temel anlamda insanların, milletlerin, ırkların kaynakları nedeni ile eşitliğine inansam da bildiğim damarlarımdan gürül gürül Atatürk ve ay yıldızlı bayrak sevgisinin aktığı.. Bunu bütün hücrelerimde hissediyorum... Dalgalanan bayrağımıza baktığımda, Atatürk’ün bir fotoğrafına baktığımda, Çanakkale’de ve pek çok cephedeki şehitlerimizi düşündüğümde, her 29 Ekim’de hissediyorum... Nasıl bir güç, nasıl derinlere yerleşmiş bir duygu anlamak ve anlatmak mümkün değil... Seviyorum... Ata’mı , vatanı için hayatını feda eden Kurtuluş savaşında ölmüş, yaralanmış, aç kalmış, ağlamış, kanının, ruhunun son damlasına kadar mücadele etmiş, her türlü fedakarlığı yapmış oğulları, babaları, anneleri, kardeşleri, ağabeyleri, ablaları, nineleri, dedeleri seviyorum... Onlara bütün kalbimle teşekkür ediyorum...  Nur  içinde, huzur içinde yatsınlar diyorum...Memleketin haline bakınca nasıl huzur içinde yatsınlar diyeceksiniz doğal olarak... Onlar görevini yaptılar fazlası ile ve huzuru sonuna kadar hak ettiler...Şimdi sıra bizde... Bundan sonra huzur bulmak için görevini yapma sırası bizlerde... Bugünün insanında... Herkes aldığı kararların ve yaptığı seçimlerin hesabını verecek.. Konum, para, güç, kompleks  uğruna memleketine , insanına, insanlığa , kendine ihanet edenler , ruhlarını satanlar bunun  karşılığını alacaklar... Burada ve/veya ölümden sonra  azap çekecek ruhlarında...  Sonucun kaçarı yok...  Hepimiz için kaçamayacağımız gerçek yaptıklarımızın sonuçlarını yaşayacağız... Atatürk’üm de yaptıklarının sonuçlarını yaşıyor... Memleketi ve insanı  için bütün hayatı boyunca verdiği mücadelenin ve onlara olan sevgisinin sonuçlarını yaşıyor... Çok seviliyor... Yedi’den yetmiş’e çok seviliyor... Dünyaca seviliyor... O’nun kurduğu Cumhuriyet altında yaşayıp O’na hakaret etme cüretini gösterebilenlerin yaydığı karanlığı tamamen aydınlatacak güçte bir sevgi  ile seviliyor... Kendi adıma onu anarken kalbimde oluşup büyüyen aydınlanmayı, yüzümde istem dışı oluşan gülümsemeyi, vücudumda akan kanın coşkusunu hissederken bunu biliyorum....Bizim bu sevgi ile oluşturduğumuz aydınlığın her zaman için yüreği kararmış, öncelikleri konusunda kafası karışmış  olanların karanlığına baskın geleceğini biliyorum.... 

Biliyorum...                                                                                                                                                                                                          

23 Ekim 2015 Cuma

Yaz da gel..



Çetin Altan vefat etti... Nur içinde yatsın... Kaç tane vardı, kaç tane kaldı O’nun gibi... Çok sevdiğim , kendisine canı gönülden “Biricik ağabeyim” dediğim bir arkadaşım O’nunla ilgili attığı tweetlerden birinde “Çetin Altan’ia ilgili yedi şey”  başlığı altnda çok kıymetli  şeyler paylaşmış...  

içlerinden bir tanesi söyle ;  “ Yazının vazgeçilmezliğine iman etmişti kendileri..  Atıp tutan birine “Sen bunu yazdın mı “diye sorar” Yazmadım” cevabını alınca “ O zaman git yaz da gel “ derdi.. “  Ben de buna - dünden razı olarak- uymaya karar verdim... Yazmaya, paylaşmaya... Bildiklerimi, bildiğimi sandıklarımı, tecrübelerimi,  düşüncelerimi...    Bundan dört-beş sene önce de yazıyordum birşeyler ama o zaman illa birşey anlatma derdine düşmüştüm... 5-6 saat uğraşıyordum  bir  sayfa yazı için... Ne derdine kastım o kadar bilmiyorum... Bir arkadaşım web sitesi için istedi ben de uğraştım...Sonunda bence fena birşey  çıkmıyordu ama o kadar kasmadan samimiyeti  bir yerlere sıkışmış, ciddi bir yazı  oluyordu ortaya çıkan...  Yanlış değil tabii ki... Saatlerce emek vermişim   iyi olsun diye ama frekansı farklı, malzemesi farklı, geldiği yer, farklı gideceği yer de ona göre... Bu sefer  daha başka geldiği yer...  Özü  samimiyet ve paylaşım...   Hiç bir iddiam olmadan ... Niyet içerden dışarı akışı gerçekleştirmek...  Meraklısı olursa da onlarla paylaşmak... Ne gelir, ne gösterir hesabı  kitabı, tasası ,endişesi olmadan.... Özensiz ve saygısızca değil ama samimi ve rahat .... 

Çetin ağabeyimizin dediği gibi...   

Yazalım da gelelim.. 


21 Ekim 2015 Çarşamba

Mutluluğun Sırrı

Ben var ya Ben...ne geliyorsa başımıza herşeyin üstünde tuttuğumuz , yere göğe  koyamadığımz veya yerlerde süründürüp yukarı çıkarmaya, daha iyi hissetmeye çalıştığımız Ben‘den geliyor...  ya onu korumaya çalışıyoruz... ya yüceltmeye çalışıyoruz... ya da besleyip büyütmeye çalışıyoruz o da bizi arzuladığımız  şeylere ulaştırsın diye... saded ; odağımız, derdimiz , mücadelemiz  hep O’nunla... O’nun iyi olması bizim iyi olmamız diye düşünüp , umuyoruz... insan oğlunun düştüğü en büyük tuzak... Mutsuzluğunun, acımazsızlığının, kendini  kısıtlamasının kaynağı... özü... tatlı bir tuzak... Ödülü büyük olmasa tekrar tekrar aynı tuzağa düşermiyiz  milyarlarca insan?...  Düşüp sonra çocuklarımızı  bu tuzağa düşecek şekilde , içine gömecek  şekilde yetiştirir miyiz?  Tabii ki hayır... ondan kurtulmak ne demek  ? Kimliksizlik ??  Ben olmazsa ne olur...    yok olmak... var olmamak mı bizi korkutan... düşünüyorum öyleyse varım mı???    ünvanım var... anneyim babayım, kardeşim, patronum, elemanım, işciyim, akıllıyım, güzelim, başarılıyım, param var, sevgilim var, evim arabam var, sokakta yatmıyorum,  sevenlerim var, hayranlarım var, facebookta çok beğenenlerim var, takipçilerim var,  bir şeyin parçasıyım, çete üyesiyim belki ama onlar benim için canını verir... seri katiller bile polisin ya da gazetecinin birini kafaya takıp onunla kurduğu ilişki ile kimlik oluşturma çabasına giriyor yakalanma pahasına... bile bile lades... ne  için? Kimlikleri tanımlanıyor... bilrleri onları ciddiye alıyor... Ben besleniyor...o Ben var ya Ben...  ama o olmazsa ne olur?  bunu bilen ve yaşayan çok ama çok sınırlı sayıda kişi dünyanın en mutlu insanları, varlıkları.... Düşünsenize ne olduğunuz, kimin ne dediği,  neyiniz olduğu , nerede kiminle olduğunuz, ne yaptığınız, ikişkiler, sizin hakkınızda ne düşündükleri, ne hissettikleri önemli değil... kimin umurunda... NEFES alıyorsunuz varlığınızın dayanılmaz hafifliğini ve herşeyle ve herkesle  bütünlüğünü hissederek  hücrelerinizin  her biri ile...   mutluluğun sırrı bütün kimlikleri , Ben’i, önceyi ve sonrayı bir kenara bırakarak alıp verebildiğimiz o AN’da ki NEFES de saklı...